24 Ağustos 2026 - Pazartesi

Seçer'in Hamlesi Türkiye'nin Gündeminde

Siyasette belirsizlik dönemlerinde aktörlerin en önemli sermayelerinden biri pozisyon netliğidir. Seçer de pozisyonunu netleştirdi. Üstelik bunu bir başka siyasi aktöre saldırarak değil, kendi siyasi kimliğini tarif ederek yaptı.

Yazar - Selahattin Özbozkurt
Okuma Süresi: 7 dk.
Selahattin Özbozkurt

Selahattin Özbozkurt

-
Google News

Mersin’de Yörük Şenliği geride kaldı. Ancak Vahap Seçer’in burada verdiği “CHP’liyim” mesajı, etkinliğin kendisinden çok daha uzun süre konuşulacak gibi görünüyor.

Çünkü Seçer’in sözleri yalnızca bir parti aidiyeti açıklaması olarak okunmadı. Televizyon ekranlarında tartışıldı, siyasi kulislerde yorumlandı, sosyal medyada farklı anlamlar yüklendi.

Bunun temel nedeni aslında oldukça açık: Vahap Seçer artık yalnızca Mersin siyasetinin değil, Türkiye siyasetinin de dikkatle izlenen önemli aktörlerinden biri.

Seçer’in CHP’de kalması ve partisine duyduğu aidiyeti açıkça ifade etmesi, son dönemde farklı siyasi tercihler yapan bazı kesimlerin tepkisini çekti. Oysa burada siyasetin temel bir gerçeğini hatırlamak gerekiyor.

Bir siyasetçi, siyasi yolunu değiştirebilir. Başka bir partiye geçebilir. Yeni bir siyasi oluşumun parçası olabilir. Ancak bir başka siyasetçinin kendi partisinde kalmayı tercih etmesi neden eleştiri konusu oluyor, neden linç edilmek isteniyor? Doğrusu anlaşılır gibi değil. Siyaset gelir geçer, fakat yıllarca birlikte yol yürüdüğünüz bir siyasetçiyi linç etmeye kalkışmak asla doğru değildir. Yüz yüze bakacaksınız, belki yarın siyaseten yollarınız yeniden kesişecek. O nedenle ağzınızdan çıkana dikkat etmelisiniz.

Seçer’in geçmişteki tutumu da bugün söylediği sözlerin tesadüfi olmadığını gösteriyor. Kurultay tartışmaları ve mutlak butlan kararının gündeme geldiği dönemde, seçilmiş genel başkan olarak Özgür Özel’in yanında durduğunu açıkça ifade etmişti.

Bugün de aynı siyasi çizgide duruyor.

Dolayısıyla Yörük Şenliği’ndeki mesajını birilerine karşı ilan edilmiş bir savaş olarak okumak bana göre doğru değil.

Seçer aslında yalnızca kendi siyasi pozisyonunu tarif etti:

Ben CHP’liyim.”

Bundan daha doğal ne olabilir?

Üstelik Seçer’in CHP’liliği konjonktürel bir tercih değil. Yıllara dayanan siyasi bir aidiyet. Partisine yönelik vurgusu da yalnızca bugünkü tartışmaların ürünü değil.

Burada asıl önemli mesele ise Seçer’in neden bugün bu kadar dikkat çektiği.

Çünkü Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı olması da Seçer'in gücüne güç katıyor.

Vahap Seçer’in siyasi gücünü anlamak için Mersin’e bakmak gerekiyor.

2024 yerel seçimlerinde yaklaşık aldığı yüzde 60 oy oranı, yalnızca bir belediye başkanlığı başarısı olarak değerlendirilemez. Çünkü Mersin, Türkiye’nin siyasi ve sosyolojik açıdan en karmaşık metropol kentlerinden biri.

Farklı siyasi kimlikler, kültürler, yaşam biçimleri ve seçmen profilleri aynı kentte bulunuyor.

Böyle bir kentte bu denli yüksek oy oranına ulaşmak, yalnızca parti sadakatiyle açıklanabilecek bir sonuç değildir.

Burada bir seçmen davranışı gerçeği ortaya çıkıyor.

Seçmen yalnızca ideolojik yakınlık nedeniyle değil; hizmet, güven, erişilebilirlik ve yönetim performansı üzerinden de tercih yapıyor.

Seçer’in siyasi karşılığının önemli bölümünü de burada aramak gerekiyor.

Sosyal belediyecilik, öğrencilere yönelik destekler, dar gelirli kesimlere yönelik uygulamalar, üretici ve esnafla kurulan ilişkiler, kırsal mahallelere kadar uzanan hizmet anlayışı...

Bütün bunlar seçmen nezdinde bir performans algısı oluşturuyor.

Siyaset biliminde seçmen davranışını açıklamak için kullanılan önemli kavramlardan biri de tam olarak budur: "Performans Değerlendirmesi".

Seçmen, yöneticinin geçmiş performansına bakarak geleceğe ilişkin bir tercih oluşturur.

Mersin’de Seçer’in aldığı yüksek oy oranı da bu açıdan yalnızca “CHP oyu” olarak okunmamalı.

Ortada parti aidiyetinin ötesine taşan bir toplumsal kabul bulunmaktadır.

Mersin’den Türkiye’ye

Seçer’in siyasi hikâyesini önemli kılan ikinci unsur ise Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığı gibi ulusal ölçekte görünürlüğünü artıran bir görev üstlenmesi.

Bu görev, Seçer’in yalnızca Mersin’de değil, Türkiye’nin farklı kentlerinde belediyecilik deneyimlerini tartışabilmesine olanak sağlıyor.

Dolayısıyla Seçer’in siyasi profili yerel yönetim sınırlarını aşmış durumda.

Yaklaşık iki yıldır adının CHP Genel Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarında geçmesi de bu nedenle artık görmezden gelinebilecek bir ayrıntı değil.

Elbette siyasi kulislerde konuşulmak başka, aday olmak başka.

Seçer’in aday olup olmayacağını bugünden söylemek mümkün değil.

Ancak bir ismin sürekli olarak bu tartışmaların içinde yer alması, siyasi karşılığının bulunduğunu gösteren çok önemli bir göstergedir.

Güvenli limantartışması

Burada bir başka kavrama da dikkat çekmek gerekiyor: “Güvenli liman.”

Kemal Kılıçdaroğlu bu ifadeyi geçmişte CHP’nin geleceği, parti içi dengeler ve yeniden toparlanma ihtiyacı bağlamında farklı konuşmalarında kullanmıştı.

Bugün ise bazı siyasi çevrelerde bu kavram Seçer üzerinden yeniden yorumlanıyor.

“CHP içerisinde toparlayıcı bir aktör aranırsa Seçer böyle bir rol üstlenebilir mi?”

Bu sorunun sorulmasının belirli siyasi gerekçeleri var.

Seçer’in güçlü CHP aidiyeti, düzenli ve örnek teşkil eden bir Aile yapısı, Mersin’deki yüksek seçmen desteği, sosyal belediyecilik deneyimi ve farklı toplumsal kesimlerle kurduğu ilişki, onu doğal olarak daha geniş bir siyasi denklem içerisinde tartışılır hale getiriyor.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken noktalarda var.

Siyasette potansiyel ile sonuç aynı şey değildir.

Seçer’in bugün sahip olduğu siyasi sermaye, yarının siyasi sonucunu garanti etmeyebilir.

Siyaset değişkendir.

Seçmen davranışı değişkendir.

Partilerin dengeleri değişkendir.

Kamuoyu algısı değişkendir.

Dolayısıyla bugünden “Seçer kesinlikle şu göreve aday olacak” demek yerine, Türkiye siyasetinde ağırlığı giderek artan bir aktör olduğunu söylemek daha gerçekçi olur.

Asıl hamle ne?

Bence Yörük Şenliği’ndeki konuşmasının asıl önemi burada.

Seçer bir siyasi tercih yaptı ve bunu kamuoyunun önünde net biçimde ortaya koydu.

CHP’de olduğunu söyledi.

CHP’li olmaktan gurur duyduğunu ifade etti.

Partisine yönelik vefa vurgusu yaptı.

Bu, siyasi açıdan son derece bilinçli bir pozisyon.

Çünkü siyasette belirsizlik dönemlerinde aktörlerin en önemli sermayelerinden biri pozisyon netliğidir.

Seçer de pozisyonunu netleştirdi.

Üstelik bunu bir başka siyasi aktöre saldırarak değil, kendi siyasi kimliğini tarif ederek yaptı.

Bu nedenle sözlerini “birilerine karşı hamle” olarak değil, kendi siyasi sınırlarını ve aidiyetini yeniden tanımlayan bir hamle olarak okumak daha doğru.

Bugün Seçer’in önünde iki ayrı siyasi sermaye bulunuyor:

Birincisi, CHP içerisindeki güçlü aidiyeti.

İkincisi, Mersin’de CHP tabanını aşan toplumsal karşılığı.

Bu iki unsurun Türkiye ölçeğinde birleşip birleşmeyeceğini ise zaman gösterecek.

Belki aday olacak.

Belki olmayacak.

Belki siyasetin dengeleri onu bambaşka bir noktaya taşıyacak.

Ama artık şu gerçek görmezden gelinemiyor:

Vahap Seçer’in siyasi geleceği yalnızca Mersin’de değil, Türkiye’de de yüksek sesle konuşuluyor.

Yörük Şenliği’ndeki “CHP’liyim” çıkışı da belki bu nedenle bir cümleden çok daha fazlasıydı.

Bir aidiyet beyanıydı.

Bir siyasi pozisyondu.

Ve belki de geleceğe bırakılmış küçük ama dikkat çekici bir işaretti.

Gerisini siyaset, zaman ve en önemlisi sandık söyleyecek.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
google.com, pub-4098627515605503, DIRECT, f08c47fec0942fa0