İyi Parti Milletvekili Kocamaz, "Sıtma Hortlayabilir"

SON MANŞET.COM- İyi Parti Mersin Milletvekili ve Genel Başkan yardımcısı Burhanettin Kocamaz, yaptığı konuşmada toplumu ilgilendiren konularda konuşma yaptı.

SİYASET Yayın: 03 Haziran 2026 - Çarşamba - Güncelleme: 03.06.2026 22:10:00
Editör -
Okuma Süresi: 16 dk.
Google News

SELAHATTİN ÖZBOZKURT

SON MANŞET.COM- İyi Parti Mersin Milletvekili ve Genel Başkan yardımcısı Burhanettin Kocamaz, yaptığı konuşmada toplumu ilgilendiren konularda konuşma yaptı.

Burhanettin Kocamaz'ın açıklaması şöyle:

"262 sıra sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin geneli üzerine İYİ Parti Grubumuz adına söz aldım. Yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 30 maddelik yeni bir torba yasa görüşüyoruz. 14 farklı kanunda düzenleme içeren Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, gerek hazırlanış süreçleri gerekse de yasama tekniği açısından demokratik hukuk devleti ilkeleri ve rasyonel yasama faaliyetiyle bağdaşmayan ciddi usul hataları barındırmaktadır. Söz konusu teklif, birbirlerinden oldukça farklı uzmanlık alanlarını ve teknik düzenlemeleri ilgilendiren çok sayıda kanunda değişiklik öngören, AKP'ye özgü bir torba kanun niteliğindedir. Toprak korumadan çeltik ekimine, veteriner hekimlere yönelik disiplin cezalarından şeker pancarı üretimine, orman arazilerinin kullanımından idari para cezalarına kadar uzanan bu geniş yelpaze bütüncül bir tarım politikasından yoksundur. Farklı uzmanlık alanlarını ilgilendiren düzenlemelerin tek bir metin altında toplanması her bir maddenin Komisyonda hak ettiği derinlikte tartışılmasını engellemekte ve yasama kalitesini düşürmektedir. Bu yöntem, kanunların anlaşılabilirlik ve öngörülebilirlik ilkelerini ortadan kaldıran karmaşık bir mevzuat yapısına sahiptir.

Teklifin 1'inci maddesinde yapılan düzenlemeyle, çeltik ekim alanları ile yerleşim merkezleri arasında korunan 500 metrelik güvenlik mesafesi 50 metreye düşürülmektedir. Çeltik üretiminin yerleşim merkezine 500 metre olan uzaklığının 50 metreye kadar düşürülmesi, damlama sulama yapılmayan yerlerde sıtma hastalığının yeniden hortlamasına ve yerleşim yerlerinde sivrisinek popülasyonunun artmasına yol açacaktır. Zira, ülkemizde damlama sulamayla çeltik üretimi yapabilen çok az, neredeyse yok denilecek kadar üreticimiz vardır. 50 metrelik mesafe, bir tarım arazisi ile bir konutun neredeyse iç içe geçmesi anlamına gelir. Toplum sağlığını korumakla yükümlü olan devletin "ekonomik verimlilik" adı altında halkı salgın hastalık riskiyle ve yaşanmaz hâle gelen çevre koşullarıyla baş başa bırakması kabul edilemez. Bu düzenleme bilimsel bir filyasyon çalışmasına veya sağlık etki analizine dayanmadığından sadece yerleşim yerlerindeki vatandaşlarımızın huzurunu değil aynı zamanda en temel hak olan sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını da ortadan kaldıracaktır.

Teklifin 8'inci maddesiyle, imar planı sınırları içerisinde veya meskûn mahallerde bulunan kanal ve benzeri su yapılarına çit, bariyer gibi koruyucu güvenlik tedbirlerini alma sorumluluğu bütünüyle belediyelere ve il özel idarelerine devredilmektedir. Bu düzenleme, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün kuruluş amacı olan su yapılarının inşası ve güvenli işletilmesi sorumluluğunu üzerinden atarak yerel yönetimlerin sırtına yükleyen, hizmet kusuru riskini belediyelere devreden bir yaklaşımdır.

Teklifin 10'uncu maddesiyle bugüne kadar DSİ'nin kendi inşa ettiği tesislerin çevresindeki koruma bandını tesis etme görevinden imtina etmesi koruma ve gözetim yükümlülüğünü devretmesi anlamına gelir. Yerel yönetimlerin üzerine bindirilen bu ek maliyetler nihayetinde vatandaşa sunulması gereken diğer birçok hizmetin aksamasına neden olacaktır. Kamu yararıyla bağdaşmayan bu düzenleme, sorumluluğu paylaştırmak yerine riskli alanlardaki idari mesuliyeti yerel birimlere terk ederek merkezî idareyi hukuki tazminat ve denetim yükünden muaf tutma çabasından başka bir şey değildir.

Teklifin 13'üncü maddesiyle "iklim değişikliğiyle mücadele" adı altında kurulması öngörülen karbon yutak ormanları kapsamında ormanlık alanların özel sektöre peşkeş çekilmesi ormanlık alanların devlet eliyle korunması ilkesini ortadan kaldıracak, ekosistem ve doğal yaşama büyük zarar verecektir. Anayasa’nın 169'uncu maddesine aykırılık teşkil eden bu düzenlemeyle ormanlık alanların yeni bir yöntemle maden ve enerji şirketlerinin kullanımına sunulması ihtimali yeni kaygıları da beraberinde getirecek, ormanlık alanların küresel karbon şirketlerinin kullanımına açılması gibi büyük bir felakete yol açacaktır.

Teklifin 14'üncü maddesi, mülkiyeti orman sınırları içerisinde kalması nedeniyle iptal edilen tapuların iadesini ve oluşan zararın ödenmemesini öngörmektedir. Bu düzenleme her şeyden önce Anayasa’nın 169'uncu maddesine açıkça aykırıdır. Maddenin gerekçesinde, hatalı kadastro işlemleri nedeniyle devletin ödemekle yükümlü olduğu yaklaşık 516 milyar TL tutarındaki tazminat yükünden kurtulmanın hedeflendiği açıkça itiraf edilmektedir. Tapu sicilinin doğru ve güvenilir bir şekilde tutulması devletin asli sorumluluğudur. Devlet kendi kurumlarının yaptığı hatalı işlemlerin maliyetini "anayasal koruma" adı altında orman varlığını feda ederek vatandaşın veya doğanın üzerine yıkamaz. Tazminat ödememek için orman alanlarının devredilmesi hukuk devleti ciddiyetiyle ve devletin devamlılığı ilkesiyle asla bağdaşmaz. Düzenleme sadece orman köylüsünü değil gerçek ve tüzel kişileri de kapsamına alarak büyük şirketlerin veya holdinglerin orman arazileri üzerindeki tartışmalı tapularının yasallaşması riskini doğurmaktadır. Burada yaklaşık 80 bin taşınmazdan bahsedilmesi meselenin münferit bir vatandaş mağduriyetini gidermekten ziyade sistematik bir arazi transferi operasyonu olduğu şüphesini güçlendirmektedir. "Orman köylüsünü korumak" maskesi altında sunulan bu düzenleme, yüksek rant baskısı bulunan bölgelerde orman sınırlarının daralmasına ve kamuya ait doğal varlıkların sermaye gruplarına devredilmesine yol açacaktır.

Teklifin 15'inci maddesi, yargı kararlarının yasama yoluyla etkisizleştirilmesi amacını taşıyan ve hukuk devleti ilkesini temelinden sarsan bir nitelik taşımaktadır. Mahkeme kararlarıyla hukuka aykırılığı tescil edilmiş ve iptal edilmiş idari işlemlerin neredeyse aynı gerekçelerle yeniden tesis edilmeye çalışılması kuvvetler ayrılığı ilkesini zedelemekte ve yargı denetimini işlevsiz hâle getirmektedir. Söz konusu madde, Anayasa'nın 169'uncu maddesinde yer alan ormanların korunmasına dair emredici hükümlere açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Orman alanlarının daraltılması sonucunu doğuracak bu düzenleme, orman sahaları üzerindeki işgal ve tahribatı teşvik edecek, kamuya ait doğal varlıkların özel mülkiyete geçirilmesine zemin oluşturacaktır. Tarihsel süreçte istisnai, sınırlı ve geçici bir uygulama olarak kabul edilen 2/B düzenlemelerinin bu maddeyle kalıcı ve genişletilebilir bir yapıya dönüştürülmesi asla kabul edilecek bir durum değildir.

Düzenleme kapsamında daha önce yargı mercileri tarafından reddedilmiş alanların yeniden değerlendirmeye açılması, yasama organının yargı kararlarını dolanması ve yanlışta ısrar etmesi anlamı taşır. Hâlihazırda yürütülen yargı süreçlerinin dahi devre dışı bırakılmasına neden olabilecek bu mekanizma, ekolojik hassasiyetleri gözetmek yerine orman alanlarının turizm ve inşaat faaliyetlerine açılmasına yol açabilecektir. Orman alanlarının rehabilite edilerek korunması esas iken bu alanların rant odaklı faaliyetler için kullanılabilir hâle getirilmesi kamu yararı ilkesini ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca, alan belirleme süreçlerinde idareye tanınan geniş yetkiler keyfîliğe, siyasi müdahalelere ve kamu kaynaklarının verimsiz kullanımına neden olacaktır. Şeffaflıktan uzak ve yargı denetimini baypas eden bu yaklaşım mülkiyet düzenindeki istikrarı bozacağı gibi toplumun adalete olan güvenini de ortadan kaldıracaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 18, 19 ve 20'nci maddeleriyle Şeker Kanunu'nda yapılması öngörülen değişiklikler, Türkiye'nin şeker pancarı üretimini ve stratejik öneme sahip şeker sektörünü doğrudan tehdit eden, üreticiyi şirketlerin insafına terk eden ve denetim mekanizmalarını zayıflatan içerikler taşımaktadır. AKP iktidarının münavebeli üretimin korunması ve kayıt dışılığın önlenmesi gibi teknik gerekçelerin arkasına sığınarak getirdiği bu düzenlemeler aslında şeker fabrikalarını işleten özel şirketlerin lehine bir piyasa kurmayı ve çiftçiyi üretimden koparacak ağır yaptırımlar getirmeyi amaçlamaktadır.

Teklifin 18'inci maddesiyle getirilen "ekim alanı" ve "sözleşme" tanımları, üretimin sınırlarını ve koşullarını tamamen Bakanlığın ve şirketlerin iki dudağı arasına sıkıştırmaktadır. Şirketlerin ham madde temin edeceği coğrafi alan sınırlarının Bakanlıkça belirlenecek olması serbest piyasa koşullarını bozduğu gibi belirli şirketlere avantaj sağlayan adrese teslim ekim bölgeleri yaratılması riskini de beraberinde getirecektir.

19'uncu maddeyle getirilen "Sözleşme yapılmadan şeker pancarı ekilemez." hükmü ise yüz yıldır bu topraklarda üretim yapan çiftçinin kendi tarlasındaki üretim iradesine ipotek koymak anlamına gelir. Sözleşmeli

üretim modeli kâğıt üzerinde düzenli üretim planlaması gibi görünse de mevcut ekonomik şartlarda çiftçinin şirketler karşısındaki pazarlık gücünü sıfıra indirgeyecektir.

Özellikle 20'nci maddede öngörülen idari para cezaları üreticiye yönelik açık bir yıldırma politikasıdır. Sözleşme yapmadan pancar eken gerçek ve tüzel kişilere o yılın A kotası şeker pancarı baz alım fiyatı üzerinden hesaplanacak tutar kadar ceza verilmesi, çiftçinin tüm mahsulüne el konulması ve üretimden el çektirilmesi anlamına geliyor.

Sonuç olarak 18, 19 ve 20'nci maddelerle getirilmek istenen sistem Türkiye'nin bugüne kadarki şeker pancarı üretimindeki kazanımlarını yok edebilecek, çiftçiyi ağır borç ve ceza yükü altında ezebilecek niteliktedir. Mevcut yönetmelikteki ağır ve caydırıcı yaptırımların kanun yoluyla hafifletilmesi belirli şirketlerin hukuksuz işlemlerini meşrulaştıracak, şeker pancarı üreticisini korumak yerine küresel ve yerel sermaye gruplarının şeker piyasasındaki tahakkümünü artıracaktır. Ülke tarımının küçüldüğü, çiftçinin üretimden çekildiği bugünkü süreçte yapılması gereken üretimi cezalandırmak değil çiftçiyi desteklemek, girdi maliyetlerini düşürmek ve şeker sektöründeki kamu denetimini en üst düzeye çıkarmaktır.

Teklifin 23, 24 ve 25'inci maddeleriyle, kooperatiflerin tarım arazileri edinmelerine ve kullanımlarına yasak getirilmekte ve tarımsal amaçlı kooperatiflerin edinimleri ise Bakanlığın iznine bağlanmaktadır. Ayrıca, tarım arazilerini korumak amacıyla hobi bahçelerine yönelik kesilecek olan idari para cezaları da artırılmakta, tarım arazileri üzerindeki izinsiz yapılara elektrik, su, doğal gaz

gibi hizmetlerin götürülmesi engellenmektedir.

Bizler, İYİ Parti olarak, öncelikle gariban vatandaşlarımızın küçük bir toprak parçası üzerinde derme çatma, kendi imkânlarıyla, şehirden uzak nefes almak için kurdukları bahçelerin havuzlu villalardan ayırt edilerek değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarım ve hayvancılığın çok önemli sorunlar yaşadığı, İsrail ve ABD'nin İran'a saldırdığı bir dönemde depolardaki gübrelerin dahi zamlandığı, ekim ve dikim döneminde çiftçilerimizin zamlı gübreye ulaşamadıkları, her gün yapılan yüksek zamlarla motorinin litre fiyatının bir dönem 80 TL'ye kadar çıktığı ülkemizde bu kanun teklifi üreticilerimizin ve tüketicilerimizin hiçbir sorununa çare olmayacaktır. Hâlbuki bu kanun teklifinde çiftçilerimizin bugün yaşadıkları sorunlara yönelik çözümler üreten düzenlemeler getirilmesi gerekmez miydi?

Ülkemizde her geçen yıl tarım sektörü küçülüyor. Bu küçülmeye ve ithalata bağlı olarak gıda enflasyonu da artıyor. Ülkemiz yüzde 34,55'lik gıda enflasyonuyla 175 ülke arasında ilk 3 sıraya yerleşmiş, Haiti ve Angola gibi ülkeler bile gıda enflasyonunda bizden daha iyi durumdalar. Bu durum, sizin izlediğiniz tarım politikalarının bir işe yaramadığını ve iflas ettiğini göstermektedir. Tarım sektöründeki daralma önlenemez bir şekilde sürmektedir. Üreticilerimiz emeklerinin karşılığını alamazken vatandaşlarımız gıdaya komşumuz Yunanistan'dan bile daha pahalıya ulaşmaktadır. Tarihinde ilk defa bu dönemde ucuz alışveriş için Yunanistan'a otobüs turları düzenlenmeye başlanmıştır. Ne yazık ki bu ayıp da size yeter. 2025 yılı, yaşanan zirai don ve kuraklık yüzünden çiftçilerimiz açısından zor bir yıl olmuştur. TÜİK verilerinde de bu durum açık bir şekilde görülmektedir. 2025 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 3,6 oranında büyüme gösterirken tarım sektörü yüzde 8,8 oranında küçülmüştür. Buna karşılık, imara açılan tarım arazilerinin üzerinde yükselen konutlar nedeniyle inşaat sektörü yüzde 10,8 büyüme göstermiştir. Tarımsal üretim inşaat sektörüne kurban edilmiş, her yıl borçlanarak üreten çiftçilerimize yeterli destek verilememiş, tarımla uğraşanların yaş ortalaması 60'a dayanmıştır. Bu tekliften de anlaşılacağı üzere, dünyada ve çevremizde her şey değişiyor. Bir tek, iktidarın çiftçilerimize karşı taşıdığı hasmane tutum ile tarım arazilerine, ormanlık alanlara ve su havzalarına rant odaklı bakış açısı değişmiyor. Çiftçilerimize yüksek girdiler karşısında yeterince destek sağlamayan iktidar, çevrenin su havzalarının, tarım ve orman alanlarının korunması konusunda gerekli çabayı göstermek yerine, yanan ormanlık alanları talana açmaya ve küresel sermayenin hizmetine sunmaya devam ediyor. İktidar, yirmi üç yıl içinde küresel sermaye gruplarıyla el ele vererek ülkemizin su kaynaklarını ve doğal güzelliklerini maden ocağı ve çimento fabrikası gibi yatırımlara kurban etmiştir. Ormanlık alanlarımız en fazla bu dönemde talan edilmiş, bu talandan kendilerini kurtarabilen ormanlık alanlarımız da her yaz başında çıkan ve bir türlü önlenemeyen orman yangınları nedeniyle azımsanamayacak

şekilde küçülmüştür. Ülkemizde 2024 yılında 27.485 hektar alan zarar görürken bizzat verdiğimiz araştırma önergelerimize ve uyarılarımıza kulak asılmadığı ve zamanında önlem alınmadığı için sadece geçen yıl 240 bin hektar alan yanarak kül olmuştur. Bu iktidar döneminde hiçbir kamu malının değeri kalmamış, kamu yararı adı altında tarım arazileri, ormanlar, meralar, zeytinlikler ve su havzaları, plansız sanayileşme, çarpık kentleşme ve vahşi madencilik faaliyetlerinin hedefi hâline gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, daha yakın zamanda Mersin ilimiz dâhil ülkemizin birçok ilinde anadan, babadan, dededen kalma asırlık zeytin ağaçları, bütün uyarılarımıza rağmen orman arazisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle acımasızca kesildi. Mademki şimdi böyle bir yasa çıkaracaktınız, gariban köylülerin yegâne geçim kaynağı olan zeytin ağaçlarını neden yok ettiniz? 2002 yılında 41,2 milyon hektar olan tarım alanı 2025 yılında 38,6 milyon hektara gerilerken 2009 yılında 1 milyonu aşan BAĞ-KUR'a kayıtlı çiftçi sayısı 2024 yılında 413.865'e düşmüştür. Çiftçilerimiz bu dönemde hiçbir dönemde olmadığı kadar üretimden uzaklaşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından açıklanan hububat alım fiyatları çiftçilerimizi hayal kırıklığına uğratmıştır. Çiftçilerimiz açıklanan arpa ve

buğday alım fiyatlarına büyük tepki göstererek "Bu sene çok yağmur yağdı, yıl iyi geçti, toprak yüzümüzü güldürdü ama Allah verdi, AKP geri aldı." demektedir. Ülkemiz şu anda arpa, buğday ve mısır gibi ürünlerde bile dışa bağımlı hâle gelmiştir. Her yıl birçok tarımsal, hayvansal ürün yurt dışından ithal edilmekte, böylece kendi çiftçilerimize verilmeyen paralar başkalarına, başka ülkelerin çiftçilerine aktarılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı, liyakatli ve vizyonlu kadrolarla bugüne kadar çok yol aldıklarıyla, köprü, yol, tünel, demir yolu yaptıklarıyla övünüyor ancak bunların tamamında maliyetlerinin çok üzerinde rakamlarla uzun yıllara sâri hazine garantili olarak vatandaşın sırtına yüklediğini söylemiyorg ülkeden kaçıyor."

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
google.com, pub-4098627515605503, DIRECT, f08c47fec0942fa0